Hayat bizim için her şeyiyle devam ediyor, bazılarımız oruç tutuyor, bu mübarek ayda içine dönüp, kendini terbiye etmeye çalışıyor; bazılarımız yiyemeyenleri düşünmeden, homini gırtlak yemek peşinde. Kimileri Ramazan Bayramı’nda hangi 5 yıldızlı otele gitsem derdinde, kimilere bütün ay çalışıp eline geçen üç kuruş parayla, her şeyi kokuşmuş bu ülkede, ev geçindirme derdinde… Tekirdağ’da, Silivri’de sel yine can alıyor, acelesi var üstelik beş kişi birden yutuyor bugün. İzmir ise tam gaz 9 Eylül kutlamalarına hazırlanıyor. Bu arada birileri Sezen Aksu için: “Kandilli’de konsere gitsin!” diyecek kadar arsızlaşıyor. Birileri Kürt sorunu çözülecek, kan bitecek, barış gelecek diye seviniyor. (İki taraftan da) birileri terör sürsün istiyor. Bir sonbahara daha girerken kimileri mutlu, umutlu; kimileri mutsuz, umutsuz. Yazının devamını oku »
Yorgunluk…
Eylül 1, 2009Bir Ramazan daha geldi, hızla akıp geçiyor. Ramazan, özellikle de oruç konusunda bir şeyler yazmak istiyorum ama hiç hâlim yok bugünlerde. Ağustos 18′den beri dershaneye gidiyorum. Aslında ders 8.10 – 13.00 arası, ama Güzelbahçe’de oturuyorsanız, hiç oyalanmadan gidip geldiğiniz durumda bile, sabah 6.30′da evden çıkmanız gerekiyor ve ancak 14.30 gibi dönebiliyorsunuz.
Ya erken kalkmaktan, ya temponun yoruculuğundan ya da açlıktan; eve geldikten sonra kendime gelmek için en az iki saat uyumam gerekiyor. Hiçbir şeyi adam akıllı yapamaz oldum. Uzunca bir süre ne kitap okuyabiliyorum, ne gitar çalabiliyorum ne de ders çalışabiliyorum. İnternetten takip ettiğim yazarları okuyup, Bianet ve NTVMSNBC’ye de uğradıktan sonra bilgisayarı kapatıyorum çoğu zaman. (Bunları da düşünerek bakınca, sabah dershane – öğlen ev şeklinde gelişen “commuter” hayatım, git gide rutin bir hâl alıyor. Bu durumu da korkuyla izliyorum, bir sene boyunca buna katlanmak çok kolay olmayacak. Hele hayatınızda en çok korktuğunuz şeylerden biri buysa…)
Oysa Thomas Meyer’ın “Sosyal Demokrasinin Geleceği” isimli incelemesini tekrar okuyacaktım, biraz daha derinlemesine okuyacak ve kafa yoracaktım bu defa. O da çok yavaş ilerliyor zihnimi toparlayamadığım için. Çeviri de çok başarılı sayılmaz (yine de çevrilmiş olmasına sevinmek lâzım Türkiye’de). İyisi mi yarın NTV Tarih alayım, üç beş gün sonra da onu bitirip Atlas aldım okudum derken zaman geçer.
Hiç değilse bloga bir uğrayayım, bir şeyler yazayım belki önümüzdeki günlerde beni gaza getirir diye umarak, ders çalışmaya gidiyorum.
Başarı Öyküleri
Ağustos 13, 2009Her tarafta vardır böyle öyküler, başarılı insanların öyküleri, çalışkanlığın ya da zekânın öyküleri…
Önceki iletimde de belirtmiştim, Dr. Frank Vertosick’in “Beynine Bir Kez Hava Değmeye Görsün” isimli kitabını sipariş etmiştim KültürTV’den. Bu dönemde okumak istememi kendimce geçerli nedenleri var, gaza gelmek ve yaptığım seçimin doğru olduğuna kendimi inandırmak. Hâlâ sık sık acaba hukuk okumak için TM’ye geçerek doğru bir şey mi yaptım diye kendime sorduğum oluyor. Bu sorgulamalarım yeniden sayısala dönüş hedefinde değil de, “Acaba hukuk yerine başka bir şey mi okumalıyım?” ekseninde oluyor daha çok. Psikoloji aklımı çeliyor örneğin kimi zaman, sonra bir psikologla düzenli olarak görüşmeyi ne kadar çok istediğimi hatırlıyorum ve bu fikri, tatmin edemediğim isteğimle ilişkilendirip geçiştiriyorum.
Neyse, kitap gayet güzeldi. İki gün içinde yaladım yuttum adeta, bir beyin ve sinir cerrahının (neurosurgery) asistanlıktan, eğitiminin sonuna kadar başından geçen olayları bir de onun gözünden okumak çok farklı bir deneyimdi. Bir gece küçük bir bebeği hayatta tutmak uğruna, verdiği ilaçların yan etkisi olarak, parmaklarından başlayarak yayılan morarmayı izlemek; Azrail’le, bir çocuğun parmaklarını verip hayatına ekleterek yaptığı bir pazarlık … Başka bir gece kendi hatası yüzünden ölen, ve ameliyata girmese bile uzunca bir süre yaşama ihtimâli olan bir hastanın verdiği vicdan azabıyla ağlamak… Kitabı okuduktan sonra bir tıp öğrencisinin eğitimi sırasında çektiklerine ve meslek hayatındaki zorluklarına daha fazla saygı duymaya başlıyorsunuz.
Kitabın dili de gayet yalındı, zaman zaman Latince tıbbî terimler beyninizi sulandırsa da, başka yerlerde kolay kolay öğrenemeyeceğiniz, özellikle beynin yapısıyla bir çok inanılmaz detayı öğrenmek, kitabın keyfini katmerliyor. Bu keyfi yakalamak için tıpla herhangi bir ilginizin olmasını gerektirecek bir dile de sahip değil tabii ki. Zaten TÜBİTAK’ın “Popüler Bilim Kitapları” serisinden çıkmış kitap. Anlattığım kadarıyla ilgisini çekenlere kaçırmamalarını tavsiye ederim.
Gelecekteki ben’e not: Eğer bir gün “ilham alınacak” birisi olursan, insanları kendinden mahrum bırakma.
İçimde Bir Sıkıntı Var
Ağustos 11, 2009Ne olduğunu anlamadığım bir şey… Belirsizlik gibi…
Sadece kitap okurken ve gitar çalarken aklımdan atabiliyorum. Bir de bugün BisikletForum’a rastgeldikten sonra kabaran bisiklet özlemimi dindirmek için çıktığım 5-6 kilometrelik gezi esnasında aklımda değildi, alışkanlığım değil böyle bir şey, bilinçli bir bisikletçi de değilim. Ama abimin motor alma kararından beri, sohbetlerimiz sırasında önce motorsiklet işi aklıma yattı, şimdi de bisiklet olayı inanılmaz çekici geliyor. Maymun iştahlılık gibi değil de, iki tekeri seviyorum galiba. ÖSS sonrası bu seçenekleri değerlendireceğim sanırım araba ehliyeti almadan önce.
KültürTV’den beş kitap sipariş etmiştim, işaretli olanlar geldi: Körlük – José Saramago, Geçmişle Hesaplaşma – Mithat Sancar, Beynine Bir Kez Hava Değmeye Görsün – Dr. Frank Vertosick Jr., Dine Karşı Din – Ali Şeriati, bir de Türk Mektupları – Ogier Ghislain de Busbecq. Bisiklete binmek için üstümü değişirken sitenin yanına girdiğini gördüm PTT Kargo aracının. Şimdiye kadar aynı yerden iki siparişimi iki günde getiren şirket, bu defa bir günden kısa sürede getirdi. Kitapların geldiğini gördüğümde sevindim, babam da aşağıdaydı, alıp balkonda bekleyen bana attı. Paketi açtıktan sonra da bisikletle gezmeye çıktım.
Güzelbahçe-Zeytinalanı arasını gittim geldim. Büyük bir kısmı deniz kenarından olsa da, arabaların dumanını soludum. Yarın güzergâhımı Güzelbahçe’nin tepelerine doğru seçmeyi düşünüyorum. Malum sonra dersane başladı falan derken, bir daha zor olur böyle keyif yapmak, hem güzeldir buranın dağı tepesi.
Bisiklet dedikçe, BisikletForum’da gezdikçe aklım son derece alakasız bir konuya kaydı, aile… Diyelim ki üniversitede de ulaşım aracı olarak motorsiklet, gezi aracı olarak da bisiklet kullanmaya, ciddi anlamda başladım. Eğitim hayatı başladı bitti derken 8-9 sene içinde evlendiğimde ne olacak hobilerim?
Aile kavramı, benim için kendimi bildim bileli önemli bir kavramdır. Toplumsal yapının ayakta kalması ve bu yapıya dahil olan insanların olabildiğince sağlıklı olması için aile yapısının aşındırılmadan korunması gerektiğini düşünmüşümdür. Ama olaya daha önce bu açıdan bakmadığımı fark ettim. Belki evlenecek yaşa geldiğimde bu yazdıklarım benim için hiçbir şey ifade etmiyor olacak, o kadar sevmek nasıl bir histir bilmiyorum.
Bir de, bu açıdan bakınca hiçbir şey ertelemeye gelmiyor. Bu yüzden, gelecekteki ben’e not: Sağlığın yerinde oldukça, ileride yapamayacağın her şeyi imkânın varken yap.
Bir Köşeyazarından E-Posta Beklemek
Ağustos 10, 2009İlginç bir şeymiş, bir köşe yazarında. Daha önce de bir kaç defa atmış, ama cevap alamamıştım. Daha önce bu seferki gibi hissetmediğime göre beklememişim de anlaşılan. Bu defa hayli ilginç oldu. Kime attığımı şimdilik söylemeyi düşünmüyorum. Bir okurun hissettiklerini anlatacağım sadece, belki okuyan bir köşeyazarı olur da, bundan sonra farklı bir tutum takınır diye.
E-posta attığım yazar, köşesini okumaktan keyif aldığım, yazdıklarını sıklıkla beğendiğim biriydi. Bu yüzden sinir bozucu seviyede soğuk bir e-posta atmak istemedim. Kendimce çok uzun olmayacak, ama pragmatik bir “yanıt bekleme” tarzında da olmayacak bir şeyler yazarak gönderdim. 2 paragraf kadar tutmuştu.
Yanıtın üç beş gün içerisinde gelmesini bekliyor, hiç gelmemesindense, korkuyordum. Cumartesi attığım e-postaya pazar günü yanıt geldi. Ve yanıt “Kitapların ismini atarsam uygun bir zamanında sordurabileceği” şeklindeydi. Bu kadardı evet, 2 paragraf yazdığım yazıya bu kadar yanıt almıştım. İşin kötü tarafı ise sorduğum kitaplar e-postada geçiyordu, yazarın adı da konuda geçiyordu. Sanırım sadece son cümleyi okumuş sevgili yazarımız.
Tamam yoğun insan, çalışıyorlar ediyorlar ve üstüne okur e-postalarını yanıtlamaya ne kadar vakit ayırabilecekleri ortada anlıyorum ama, hiç değilse okusaydı da, selamıma karşılık verip yine bir cümle yazsaydı belki bu kadar rahatsız olmazdım. Ama ne yalan söyleyeyim, böyle “sinir bozucu derecede soğuk” e-postalara cevap atasım bile gelmiyor.
Gelecekteki ben’e not: Asla ulaşılamaz birisi olma.
Düzeltme: Bahsettiğim yazar, en son e-postama yanıtını saat 20.30 gibi hiç bir ilgisini gerektirmeyecek bir saatte attığından; yazdıklarımdan duyduğum büyük bir pişmanlıkla notumu değiştiriyorum.
Gelecekteki ben’e asıl not: Asla hükme varmak için aceleci olma.
Normal Günce
Ağustos 10, 2009Bu eğitim-öğretim yılımın ilk sınavına perşembe günü gireceğim. Dersane de takip eden pazartesi başlayacak. İlginç bir sene olacak bu sene, çevremdekilerin aksine başka bir deyişle sınavın çabuk gelmesini ve lisenin bitmesini istiyorum. Şimdiye kadar içimde kalan çok şey oldu, abime baktığımda, üniversite yıllarında ya da sonrasında insanın içinde kalanları gerçekleştirme imkânı olduğunu görür gibiyim. Muhtemelen üç dört sene sonra bu düşündüklerim aklıma gelecek ve ne boş hayallermiş diyeceğim. Belki de abimin yaptıkları da, yapmak istediklerinin yanında hiçbir şey değildir. Bilemiyorum.
Yazının başlığı da “Sınav Güncesi” olayını bırakmak istememden. Bundan sonra rastgele konularda rastgele başlıklarla yazacağım kendi kendime.
Şöyle bir bakınca da içimde kalan pek çok şeyin, yatılı okul yüzünden kaldığını görüyorum. Babam da liseyi yatılı okuduğu için – hem de 13 yaşında başlamış liseye – tercih yapacağım zaman: “Zor gelebilir, bence gitme.” demişti. Ama OKS’den aldığım puan beni fen lisesine (Turgutlu Halil Kale Fen Lisesi) sokabiliyordu, ve bu çağın bir çocuğu olarak her zaman daha fazlasını istemeye programlanmıştım.
Gelecekteki ben’e (burada bana olarak yazamadım, içime sinmedi) not: Çocuğuma “Daha fazlası her zaman iyidir.” gibi bir değer vermeyeceğim. Ve kendi kendini böyle bir eğerle donatmasını engellemeye çalışacağım, çünkü bu değeri bana veren de babam olmadı.
Sınav Güncesi – III
Ağustos 1, 2009Edebiyat ve coğrafya, çalışamıyorum. Hiçbir alışkanlığım olmadığı için nasıl çalışacağımı da bilmiyorum. Edebiyat neyse, not çıkartıp üç beş defa okuyunca hallolmuş gibi oluyor. Düzenli olarak yaparsam hallederim sanırım. Ama coğrafyadan ne önemli, ne not alınır onları bile bilmiyorum.
Dershane açılsa da hocalarla beraber halletsek şu işi güzel olacak. Bugünlerde edebiyat notlarımı bilgisayara çekiyorum, bittiğinde onları bastırmayı ve sene sonuna kadar da düzenli olarak tekrar etmeyi planlıyorum. Buna rağmen de ezberleyemezsem, ne yaparım bir fikrim yok.
Edebiyatın yanında da Mat-1 testleri çerez niyetine gidiyor tabii.
Neyse, Merve çalışmadığımdan yakınıp beni gaza getirmeye çalışıyor, buna rağmen ben biraz daha tatil yapmaktan yanayım. Bunun için de dershane hızlandırmasına girmeden çeviri işine biraz hız vereyim dedim kendi kendime. Yazının devamını oku »
Sınav Güncesi – II
Temmuz 27, 2009Daha ilk yazıdan verdiğim tarihi tutturamadım. Cuma günü acil bir kararla ve ailemin zoruyla Foça’daki K.K.K. Özel Eğitim Merkezi Komutanlığı’nda emekli/muvazzaf subayların morallerini yüksek tutmak için düzenlenen askeri kampın son üç gününe sevk edildim. Çok dolu üç gün değildi, çok boş da değildi. “Kamu Vicdanına Çağrı: Sivil İtaatsizlik” bir süredir okuduğum, ama okuduğumu anlamakta zaman zaman güçlendiğim için okuma süresi bir hayli uzamış bir kitap haline gelmişti benim için, üç gün boyunca gündüz vakitlerinde Foça’nın o buz gibi denizine girip, arkadaşlarla vakit öldürmektense sessizlik içinde bu kitaba yoğunlaştım, kitabın kalan 150 sayfasının üçte birini; özümseyerek, kendi kendime tartışarak okudum. Akşamları da arkadaşlarlaydık. Şimdi söz verdiğim gibi, asıl anlatacaklarıma devam edeyim…
İlkokulu İzmir Narlıdere’deki 12 Eylül İlköğretim Okulu’nda okudum, OKS’de deneme ortalamalarıma beklenmedik bir fark atarak Halil Kale Fen Lisesi’ne girdim. Acısıyla, tatlısıyla iki senenin ardından da hem sayısal bana göre değil, hem de bu eziyet yeter artık diyerek şimdiki okuluma geçtim ve eşit ağırlık okuyorum.
Kendimle ilgili biraz daha detaya gireceğim. Linux kullanıcısıyım, Archlinux üzerinde KDE kullanıyorum, bilgisayarımda Pardus 2009 da kurulu olmasına rağmen Subtitle Composer kuramadığım için Archlinux’ü daha sık kullanıyorum. Subtitle Composer benim için ne ifade ediyor; şöyle ki, DivxPlanet bünyesinde halimce altyazı çeviriyorum. Geriye kalan vaktimi, çocuk yaşta senelerce aldığım gitar eğitimi – malesef ki uzun süre pop şarkılar çaldım, zamanında klasik şarkı öğretmeye çalışan hocama burun kıvırırdım – ve son 2 senedir yine bir heves atladığım elektro gitar ile haşır neşir olduğumdan unutmadığım gitar bilgimi, klasik müziğe yönlendirdim. Son zamanlarda Marco Giuliani’nin etütlerini çalışmak ve kitap okumakla geçiriyorum.
Haziran 22 – Temmuz 24 arasında Delta Dershanesi’nin “Matematik Yaz Kursu”na giderek sınava resmi olarak çalışmaya başlamış oldum, yarından itibaren de 10. sınıf edebiyat ve coğrafyasından başlayarak eşit ağırlık alanımdan başlayarak ilerlemeyi düşünüyorum yavaş yavaş, Temmuz da bitti sayılır, geç bile kaldım sanırım.
Sınav Günceme Başlıyorum
Temmuz 23, 2009Geçen gün aklıma geldi, resmi olarak “sınava” çalışmaya başlayalı bir ay oldu. Geçen gece bu sene ÖSS’ye girmiş bir arkadaşımla konuştuktan sonra – EA2 Türkiye 313.sü oldu (: – başımı yastığa koyunca, “Benim halim nice olacak acaba?” diye düşünmekten kendimi alamadım. Ve henüz bu aşamadayken bir günlük tutmaya başlamak aklıma geldi, hem bir sene daha girmek zorunda kalırsam kendimi tanımam için iyi bir fırsat olacaktı, hem de hedefime ulaşabilirsem, ileride dönüp dönüp eski günleri yad edebileceğim güzel bir birikim oluşturmuş olacaktım. Kağıda yazmayı düşünmüştüm başlangıçta, daha sonra bu fikrin bana çok ciddi geldiğini, elime kalemi alıp oturunca içten bir kelime bile yazamadığımı fark ettim. Hem israfa da gerek yoktu, hemen hedef değiştirdim, blogum.
Bu yazıyı sadece başlamış olmak için, yazıyorum. Yarın öğretim hayatıma, ve geçen gece konuştuğum arkadaşın durumunun beni heyecanlandıran bölümüne, ortak niteliklerimize değineceğim.
Linux’ta (Ubuntu’da) Nasıl BIOS Güncellemesi Yapılır?
Temmuz 13, 2009UbuntuForums.org’dan yaptığım bir çeviri. http://ubuntuforums.org/showthread.php?t=318789
Ubuntu-TR’deki bir kullanıcının isteği üzerine yaptım: http://forum.ubuntu-tr.org/index.php/topic,10820.msg133223.html#msg133223
Umarım faydalı bir kaynak olur. – Fuzûlî
NOT: Word’den yapıştırdığım için biçimsel bozukluklar adına özür dilerim. Uğraşmama rağmen düzeltemedim.