İlginç bir şeymiş, bir köşe yazarında. Daha önce de bir kaç defa atmış, ama cevap alamamıştım. Daha önce bu seferki gibi hissetmediğime göre beklememişim de anlaşılan. Bu defa hayli ilginç oldu. Kime attığımı şimdilik söylemeyi düşünmüyorum. Bir okurun hissettiklerini anlatacağım sadece, belki okuyan bir köşeyazarı olur da, bundan sonra farklı bir tutum takınır diye.
E-posta attığım yazar, köşesini okumaktan keyif aldığım, yazdıklarını sıklıkla beğendiğim biriydi. Bu yüzden sinir bozucu seviyede soğuk bir e-posta atmak istemedim. Kendimce çok uzun olmayacak, ama pragmatik bir “yanıt bekleme” tarzında da olmayacak bir şeyler yazarak gönderdim. 2 paragraf kadar tutmuştu.
Yanıtın üç beş gün içerisinde gelmesini bekliyor, hiç gelmemesindense, korkuyordum. Cumartesi attığım e-postaya pazar günü yanıt geldi. Ve yanıt “Kitapların ismini atarsam uygun bir zamanında sordurabileceği” şeklindeydi. Bu kadardı evet, 2 paragraf yazdığım yazıya bu kadar yanıt almıştım. İşin kötü tarafı ise sorduğum kitaplar e-postada geçiyordu, yazarın adı da konuda geçiyordu. Sanırım sadece son cümleyi okumuş sevgili yazarımız.
Tamam yoğun insan, çalışıyorlar ediyorlar ve üstüne okur e-postalarını yanıtlamaya ne kadar vakit ayırabilecekleri ortada anlıyorum ama, hiç değilse okusaydı da, selamıma karşılık verip yine bir cümle yazsaydı belki bu kadar rahatsız olmazdım. Ama ne yalan söyleyeyim, böyle “sinir bozucu derecede soğuk” e-postalara cevap atasım bile gelmiyor.
Gelecekteki ben’e not: Asla ulaşılamaz birisi olma.
Düzeltme: Bahsettiğim yazar, en son e-postama yanıtını saat 20.30 gibi hiç bir ilgisini gerektirmeyecek bir saatte attığından; yazdıklarımdan duyduğum büyük bir pişmanlıkla notumu değiştiriyorum.
Gelecekteki ben’e asıl not: Asla hükme varmak için aceleci olma.