Güler Zere’nin 1 Eylül Mektubu

Eylül 8, 2009

Hayat bizim için her şeyiyle devam ediyor, bazılarımız oruç tutuyor, bu mübarek ayda içine dönüp, kendini terbiye etmeye çalışıyor; bazılarımız yiyemeyenleri düşünmeden, homini gırtlak yemek peşinde. Kimileri Ramazan Bayramı’nda hangi 5 yıldızlı otele gitsem derdinde, kimilere bütün ay çalışıp eline geçen üç kuruş parayla, her şeyi kokuşmuş bu ülkede, ev geçindirme derdinde… Tekirdağ’da, Silivri’de sel yine can alıyor, acelesi var üstelik beş kişi birden yutuyor bugün. İzmir ise tam gaz 9 Eylül kutlamalarına hazırlanıyor. Bu arada birileri Sezen Aksu için: “Kandilli’de konsere gitsin!” diyecek kadar arsızlaşıyor. Birileri Kürt sorunu çözülecek, kan bitecek, barış gelecek diye seviniyor. (İki taraftan da) birileri terör sürsün istiyor. Bir sonbahara daha girerken kimileri mutlu, umutlu; kimileri mutsuz, umutsuz.

İnsanoğlu farklı farklı, biri birini tutmuyor. Ama bazı şeyler var ki insan, insan olduğu sürece; sen, ben, o ayırt etmiyor.

Güler Zere, DHKP/C üyeliğinden 14 yıldır hapis yatıyor. Son zamanlarda medyada adını daha sık duymamıza neden ise elem bir hastalık. Hastane raporları bas bas bağırıyor: “Güler Zere’nin tedavisi için, hapishane uygun bir ortam değil. Cezası ertelenmeli!” Buna rağmen, avukatlarının 19 Haziran’da başlattığı kampanya, hâlâ amacına ulaşamadı. Cumhurbaşkanı af yetkisini kullanmaya yanaşmıyor. Adalet Bakanlığı’ndaki dosyalar ise, bürokrasinin ağlarına dolanmış bir hâlde, sırasını bekliyor. Adlî Tıp Kurumu da, Bakanlık’tan farksız, hastane evraklarını bekliyor.

Bunlar yaşanırken, Güler Zere 1 Eylül vesilesiyle bir mektup yazdı ve yayınladı. İster yanı başımda olun, ister bir adım ötemde kapı önünde, ister bir sokakta olun, ister herhangi bir şehrin, bir yerinde oturun, ister adli tıp önünde oturun ben sizleri hissediyorum. Sıcaklığınız, gücünüz, sesiniz, beni sarıp sarmalıyor. Bundandır bu illet her sıkıştırdığında karşısında başımı dik tutmam. Ona çelme takmaya hazırlanmam bundandır. Sizler benimlesiniz ya gerisi boş!” diyor Güler Zere. Bu satırları okuyunca insan, hiçbir şeyin kıymeti kalmıyor işte.

Kanser tedavisinin ne kadar ağır olduğunu ancak çeken bilir, kemoterapi süreci, radyoterapi süreci; her biri bir insanın psikolojsini ve bedenini en uç noktalarına kadar zorlayan tedaviler. Sadece o insanın değil, ailesinin, yakınlarının… Bir yakını kanser tedavisi görmemiş kaç kişi anlayabilir, sırf O’nun morali bozulmasın diye gece evin en uzak köşesinde hıçkırıklarını yutarak ağlamanın ne demek olduğunu? Kaç kişi, gelecek planlarını anlatan birinin karşısında, o kişinin inanılmaz umudu karşısında gözyaşlarını tutmaya, boğazındaki düğümü çözüp konuşmaya çalışmıştır?

Kendisini yiyip bitiren bir hastalığa karşı, 14 yıldır dört duvar arasında geçen bir ömrün ağırlığına rağmen, dimdik duran bir insan var karşımızda! Ve bu birileri ona “Haydi Güler, yanındayız!” diyemiyor, utanca bakın! Ya biz? İstanbul’da eylemciler her cuma Taksim’de buluşuyor, Güler’e desteklerini sunuyorlar. Peki ya geri kalanımız?

“İster yanı başımda olun, ister bir adım ötemde kapı önünde, ister bir sokakta olun, ister herhangi bir şehrin, bir yerinde oturun, ister adli tıp önünde oturun ben sizleri hissediyorum. Sıcaklığınız, gücünüz, sesiniz, beni sarıp sarmalıyor. Bundandır bu illet her sıkıştırdığında karşısında başımı dik tutmam.”

Bu satırlar bize anlatmaya yetmiyor ne yapacağımızı! Bileceğiz, bildireceğiz. Güler’in umudunu, kendi gönlümüzden başlayarak, Türkiye’nin gönlünde yeşerteceğiz. Bunu bile yapamıyorsak, neyiz biz? Emin misiniz, insan mı?

Yorum Yapın