Arşiv 'Lâf-ü Güzaf'Kategori

Yorgunluk…

Eylül 1, 2009

Bir Ramazan daha geldi, hızla akıp geçiyor. Ramazan, özellikle de oruç konusunda bir şeyler yazmak istiyorum ama hiç hâlim yok bugünlerde. Ağustos 18′den beri dershaneye gidiyorum. Aslında ders 8.10 – 13.00 arası, ama Güzelbahçe’de oturuyorsanız, hiç oyalanmadan gidip geldiğiniz durumda bile, sabah 6.30′da evden çıkmanız gerekiyor ve ancak 14.30 gibi dönebiliyorsunuz.

Ya erken kalkmaktan, ya temponun yoruculuğundan ya da açlıktan; eve geldikten sonra kendime gelmek için en az iki saat uyumam gerekiyor. Hiçbir şeyi adam akıllı yapamaz oldum. Uzunca bir süre ne kitap okuyabiliyorum, ne gitar çalabiliyorum ne de ders çalışabiliyorum. İnternetten takip ettiğim yazarları okuyup, Bianet ve NTVMSNBC’ye de uğradıktan sonra bilgisayarı kapatıyorum çoğu zaman. (Bunları da düşünerek bakınca, sabah dershane – öğlen ev şeklinde gelişen “commuter” hayatım, git gide rutin bir hâl alıyor. Bu durumu da korkuyla izliyorum, bir sene boyunca buna katlanmak çok kolay olmayacak. Hele hayatınızda en çok korktuğunuz şeylerden biri buysa…)

Oysa Thomas Meyer’ın “Sosyal Demokrasinin Geleceği” isimli incelemesini tekrar okuyacaktım, biraz daha derinlemesine okuyacak ve kafa yoracaktım bu defa. O da çok yavaş ilerliyor zihnimi toparlayamadığım için. Çeviri de çok başarılı sayılmaz (yine de çevrilmiş olmasına sevinmek lâzım Türkiye’de). İyisi mi yarın NTV Tarih alayım, üç beş gün sonra da onu bitirip Atlas aldım okudum derken zaman geçer.

Hiç değilse bloga bir uğrayayım, bir şeyler yazayım belki önümüzdeki günlerde beni gaza getirir diye umarak, ders çalışmaya gidiyorum.

Başarı Öyküleri

Ağustos 13, 2009

Her tarafta vardır böyle öyküler, başarılı insanların öyküleri, çalışkanlığın ya da zekânın öyküleri…

Önceki iletimde de belirtmiştim, Dr. Frank Vertosick’in “Beynine Bir Kez Hava Değmeye Görsün” isimli kitabını sipariş etmiştim KültürTV’den. Bu dönemde okumak istememi kendimce geçerli nedenleri var, gaza gelmek ve yaptığım seçimin doğru olduğuna kendimi inandırmak. Hâlâ sık sık acaba hukuk okumak için TM’ye geçerek doğru bir şey mi yaptım diye kendime sorduğum oluyor. Bu sorgulamalarım yeniden sayısala dönüş hedefinde değil de, “Acaba hukuk yerine başka bir şey mi okumalıyım?” ekseninde oluyor daha çok. Psikoloji aklımı çeliyor örneğin kimi zaman, sonra bir psikologla düzenli olarak görüşmeyi ne kadar çok istediğimi hatırlıyorum ve bu fikri, tatmin edemediğim isteğimle ilişkilendirip geçiştiriyorum.

Neyse, kitap gayet güzeldi. İki gün içinde yaladım yuttum adeta, bir beyin ve sinir cerrahının (neurosurgery) asistanlıktan, eğitiminin sonuna kadar başından geçen olayları bir de onun gözünden okumak çok farklı bir deneyimdi. Bir gece küçük bir bebeği hayatta tutmak uğruna, verdiği ilaçların yan etkisi olarak, parmaklarından başlayarak yayılan morarmayı izlemek; Azrail’le, bir çocuğun parmaklarını verip hayatına ekleterek yaptığı bir pazarlık … Başka bir gece kendi hatası yüzünden ölen, ve ameliyata girmese bile uzunca bir süre yaşama ihtimâli olan bir hastanın verdiği vicdan azabıyla ağlamak… Kitabı okuduktan sonra bir tıp öğrencisinin eğitimi sırasında çektiklerine ve meslek hayatındaki zorluklarına daha fazla saygı duymaya başlıyorsunuz.

Kitabın dili de gayet yalındı, zaman zaman Latince tıbbî terimler beyninizi sulandırsa da, başka yerlerde kolay kolay öğrenemeyeceğiniz, özellikle beynin yapısıyla bir çok inanılmaz detayı öğrenmek, kitabın keyfini katmerliyor. Bu keyfi yakalamak için tıpla herhangi bir ilginizin olmasını gerektirecek bir dile de sahip değil tabii ki. Zaten TÜBİTAK’ın “Popüler Bilim Kitapları” serisinden çıkmış kitap. Anlattığım kadarıyla ilgisini çekenlere kaçırmamalarını tavsiye ederim.

Gelecekteki ben’e not: Eğer bir gün “ilham alınacak” birisi olursan, insanları kendinden mahrum bırakma.

Bir Köşeyazarından E-Posta Beklemek

Ağustos 10, 2009

İlginç bir şeymiş, bir köşe yazarında. Daha önce de bir kaç defa atmış, ama cevap alamamıştım. Daha önce bu seferki gibi hissetmediğime göre beklememişim de anlaşılan. Bu defa hayli ilginç oldu. Kime attığımı şimdilik söylemeyi düşünmüyorum. Bir okurun hissettiklerini anlatacağım sadece, belki okuyan bir köşeyazarı olur da, bundan sonra farklı bir tutum takınır diye.

E-posta attığım yazar, köşesini okumaktan keyif aldığım, yazdıklarını sıklıkla beğendiğim biriydi. Bu yüzden sinir bozucu seviyede soğuk bir e-posta atmak istemedim. Kendimce çok uzun olmayacak, ama pragmatik bir “yanıt bekleme” tarzında da olmayacak bir şeyler yazarak gönderdim. 2 paragraf kadar tutmuştu.

Yanıtın üç beş gün içerisinde gelmesini bekliyor, hiç gelmemesindense, korkuyordum. Cumartesi attığım e-postaya pazar günü yanıt geldi. Ve yanıt “Kitapların ismini atarsam uygun bir zamanında sordurabileceği” şeklindeydi. Bu kadardı evet, 2 paragraf yazdığım yazıya bu kadar yanıt almıştım. İşin kötü tarafı ise sorduğum kitaplar e-postada geçiyordu, yazarın adı da konuda geçiyordu. Sanırım sadece son cümleyi okumuş sevgili yazarımız. :)

Tamam yoğun insan, çalışıyorlar ediyorlar ve üstüne okur e-postalarını yanıtlamaya ne kadar vakit ayırabilecekleri ortada anlıyorum ama, hiç değilse okusaydı da,  selamıma karşılık verip yine bir cümle yazsaydı belki bu kadar rahatsız olmazdım. Ama ne yalan söyleyeyim, böyle “sinir bozucu derecede soğuk” e-postalara cevap atasım bile gelmiyor.

Gelecekteki ben’e not: Asla ulaşılamaz birisi olma.

Düzeltme: Bahsettiğim yazar, en son e-postama yanıtını saat 20.30 gibi hiç bir ilgisini gerektirmeyecek bir saatte attığından; yazdıklarımdan duyduğum büyük bir pişmanlıkla notumu değiştiriyorum.

Gelecekteki ben’e asıl not: Asla hükme varmak için aceleci olma.

Normal Günce

Ağustos 10, 2009

Bu eğitim-öğretim yılımın ilk sınavına perşembe günü gireceğim. Dersane de takip eden pazartesi başlayacak. İlginç bir sene olacak bu sene, çevremdekilerin aksine başka bir deyişle sınavın çabuk gelmesini ve lisenin bitmesini istiyorum. Şimdiye kadar içimde kalan çok şey oldu, abime baktığımda, üniversite yıllarında ya da sonrasında insanın içinde kalanları gerçekleştirme imkânı olduğunu görür gibiyim. Muhtemelen üç dört sene sonra bu düşündüklerim aklıma gelecek ve ne boş hayallermiş diyeceğim. Belki de abimin yaptıkları da, yapmak istediklerinin yanında hiçbir şey değildir. Bilemiyorum.

Yazının başlığı da “Sınav Güncesi” olayını bırakmak istememden. Bundan sonra rastgele konularda rastgele başlıklarla yazacağım kendi kendime.

Şöyle bir bakınca da içimde kalan pek çok şeyin, yatılı okul yüzünden kaldığını görüyorum. Babam da liseyi yatılı okuduğu için – hem de 13 yaşında başlamış liseye – tercih yapacağım zaman: “Zor gelebilir, bence gitme.” demişti. Ama OKS’den aldığım puan beni fen lisesine (Turgutlu Halil Kale Fen Lisesi) sokabiliyordu, ve bu çağın bir çocuğu olarak her zaman daha fazlasını istemeye programlanmıştım.

Gelecekteki ben’e (burada bana olarak yazamadım, içime sinmedi) not: Çocuğuma “Daha fazlası her zaman iyidir.” gibi bir değer vermeyeceğim. Ve kendi kendini böyle bir eğerle donatmasını engellemeye çalışacağım, çünkü bu değeri bana veren de babam olmadı.

Çıyanlar, Hayvanseverlik ve Oylum Talu

Mayıs 10, 2009

Her pazar kahvaltı ederken HaberTürk’te izlediğim “Oylum Talu ile Burası Haftasonu” programında, bu hafta Prof. Dr. Orhan Kural da konuklar arasındaydı. Televizyonlarda onun gibi insanları görmeyi gittikçe özlüyorum. Öncelikle Orhan Kural’ın anlatırken gözlerinin dolmasına neden olan bir anısını yazmak istiyorum:

Çankırı’ya bir konferansa gitmiştim. 6 öğrencisi olan bir köy okulunun öğretmeni, benimle görüşmeye geldi. Ağlayarak anlattığı bu anıyı sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu öğretmen arkadaşımız öğrencilerinin maddi imkanları fazlasıyla yetersiz olduğundan, ilk etapta üçüne ayakkabı almış. Ayakkabıların bir çiftini alan bir çocuk, bir sabah erken saatte öğretmeninin yanına gelmiş ve şöyle demiş: “Arkadaşımın benden daha çok ihtiyacı var bu ayakkabılara, ben kendiminkilerle idare ederim, siz bunları ona verin.”

Bu durumda insanların yaşadığı bir ülkede, sen Murat Boz; çıkıp da elli tane ayakkabın olduğunu basına söyleyip, bununla övünebiliyorsan, ben seni sevmiyorum arkadaş!¹

Orhan Kural gerçekten güzel konuştu. Bu anısını anlatınca kendisi de duygulandı, dikkatlice dinleyince burnunu çekmeye başladığını duyabiliyordunuz. Oylum Talu da konuyu değiştirdi, hayvanseverliğe geldi konu. Bu defa aldı Oylum: Yazının devamını oku »

Tdksozluk.com ve Reklamları

Mart 4, 2009

www.tdksozluk.com, TDK’nin Türk halkına sunduğu bir “genel sözlük” uygulaması. Ancak bu sitede çeşitli Google AdSense reklamları yayınlanıyor. Bu işte bir terslik olduğunu düşünüp bilgi@tdk.org.tr adresine e-posta attım. Gelen yanıtlar ve devletin sırtından para kazanmanın ne kadar kolay olduğu bir kez daha ortaya çıktı.

Sayın Oğuzhan ***,

Söz konusu Genel Ağ’da yayımlanan reklamlarının ait olduğu hesabın Türk Dil Kurumuyla bir ilgisi bulunmamakta, k imi n adıyla kayıtlı olduğu da tarafımızdan bilinmemektedir.

Bilgi edinmenizi rica ederiz.

Türk Dil Kurumu



From: Oğuzhan *** [mailto:***@yahoo.com.tr]
Sent: Tuesday, March 03, 2009 11:23 PM
To: bim
Subject: RE: tdksozluk.com

Herhangi bir devlet sitesinde reklam yayınlanmasıyla ilgili bir yönetmelik var mı? www.tdksozluk.com adresinde yayınlanan Google AdSense reklamlarının yayınlanması için Google AdSense hesabı gerekiyor. Sormak istediğim temelde şu, bu sitede yayınlanan AdSense reklamlarının ait olduğu hesap TDK adına mı? Değilse k imi n adına?

03/03/09 Sal tarihinde bim < bim @tdk.org.tr> şöyle yazıyor:

Kimden: bim < bim @tdk.org.tr>
Konu: RE: tdksozluk.com
Kime: ***@yahoo.com.tr
Tarihi: 3 Mart 2009 Salı, 17:03

Sayın Oğuzhan ***,

Sözkonusu Genel Ağ’da yayımlandığını belirttiğiniz reklamların Kurumumuzla ilgisi bulunmamaktadır.

Bilgi edinmenizi rica ederiz.

Türk Dil Kurumu



From: Oğuzhan ***  [mailto:***@yahoo.com.tr]
Sent: Tuesday, March 03, 2009 4:01 PM
To: bilgi
Subject: RE: tdksozluk.com

Sitedeki Google AdSense reklamları ve diğer reklamlar kurumunuzun saygınlığına gölge düşürmektedir. Acaba bu reklamların sitede yayınlanmasıyla ilgili bir kararname ya da yö netmelik var mı? Bu reklamların gelirleri kime gidiyor?

Teşekkürler.

02/03/09 Pzt tarihinde bilgi < bilgi @tdk.org.tr> şöyle yazıyor:

Kimden: bilgi < bilgi @tdk.org.tr>
Konu: RE: tdksozluk.com
Kime: “‘***@yahoo.com.tr’” <***@yahoo.com.tr>
Tarihi: 2 Mart 2009 Pazartesi, 17:41

Sayın Oğuzhan ***,

Sözkonusu Genel Ağ (site)’a girip bakarsanız, uyarımızın yer aldığı bir sayfa gelecektir.

Bilgi edinmenizi rica ederiz.

Türk Dil Kurumu



From: Oğuzhan *** [mailto:***@yahoo.com.tr]
Sent: Monday, March 02, 2009 5:42 PM
To: bilgi @tdk.org.tr
Subject: tdksozluk.com

Acaba bu sitenin TDK ile bir ilgisi var mıdır? Yoksa izinsiz bir şekilde TDK’nin adını mı kullanıyor?



Yahoo! Türkiye açıldı!
Haber, Ekonomi, Videolar, Oyunlar hepsi Yahoo! Türkiye’de!
www.yahoo.com.tr



Yahoo! Türkiye açıldı!
Haber, Ekonomi, Videolar, Oyunlar hepsi Yahoo! Türkiye’de!
www.yahoo.com.tr



Yahoo! Türkiye açıldı!
Haber, Ekonomi, Videolar, Oyunlar hepsi Yahoo! Türkiye’de!
www.yahoo.com.tr